Kaslarımız Kullanıldığı ve Hareket Ettiği Sürece Canlı Kalır..
Özellikle büyük şehirlerde hepimiz bir koşuşturmanın içerisinde günlerimizi geçiriyoruz. Kimi zaman sevdiklerimize ya da zevklerimize vakit ayıramamaktan şikâyet ediyoruz. Peki, koşuşturmalarla geçen günlerimizde kendi sağlığımız için yeterli özeni gösteriyor muyuz? Birçoğumuz kalp sağlığımız için, tansiyon dengemiz için, sindirim sistemimiz için ya da sadece formda kalmak için yediklerimize dikkat ediyoruz veya etmeye çalışıyoruz. Peki ya bizi ayakta tutan, tüm hareketlerimizi yapmamızı sağlayan, bizi hayata dâhil eden kaslarımız ve hareket sistemimiz için ne kadar özen gösteriyoruz?
Vücudumuzda çizgili kaslar, düz kaslar ve kalp kası olmak üzere 3 tip kas vardır. İnsanın isteği dâhilinde kasılıp gevşeyen kas tipi çizgili kaslardır ki bunlara aynı zamanda “iskelet kasları” da denir. İskelet kaslarının 2 görevi vardır; Birincisi iskelet bölümlerinin hareketini sağlamak, ikincisi ise bir hareket sırasında veya vücudun belli bir durumunda bazı bölümlerin stabilitesini sağlarken diğer bölümlerini de istenilen harekete yöneltmektir. Yani fonksiyon sırasında kasların bir kısmı hareketleri sağlarken, diğer bir kısmı da stabiliteyi temin eder.
Vücut kaslarını gövde kasları ve kol-bacak (alt/üst ekstremite) kasları olarak 2’ye ayırabiliriz. Genellikle varlığını bilinçli olarak bildiğimiz, gün içinde en basit işlerde bile sürekli kullandığımız kaslarımız kol ve bacak kaslarımızdır ancak nefes alıp vermekten omurgayı dik tutmaya kadar vücudumuz için hayati önem taşıyan tüm hareketler gövde kasları tarafından yapılır.
Gövde kaslarımız göğüs, karın (ön-yan-arka), sırt, baş, boyun bölümü ve diyafram kaslarından oluşur.
Kol ve bacak kaslarımızı günün her anında bilinçli bir şekilde kullanırken, gövde kaslarımızı genellikle bir bütün hareket içinde gerektiği kadar ve çoğu zaman yanlış kullanırız. Hatta kimi kaslarımızı hiç kullanmayız. Kullanılmayan kaslar zamanla erir, güçsüzleşir, kısalır ve işlevini yitirmeye başlar. Kullanılmayan ve zayıf kalmış kaslar ise ileriki zamanlarda diğer kaslara oranla daha çabuk hasar görürler.
Kaslarımız kullanıldığı ve hareket ettiği sürece canlı kalır.
En basit örnekleme ile bir haftalık bir yatak istirahatı kas kütlesinde yaklaşık %20’lik bir kayba neden olur.
Özellikle gövde kaslarının kullanılmaması, daha doğrusu çalıştırılmaması ve güçsüz kalması sonucu karşılaşılması en muhtemel tablolar bel ve boyun fıtıklarıdır. Kaslarının güçsüz olması nedeniyle kişiler çok basit bir hareket sonucunda bile fıtık olabilirler.
Kasların zayıflığı sonucu oluşabilecek bir diğer durum ise ağrılardır. Sırt, boyun ve bel (karın arka grup) kaslarının zayıflığı sonucu oluşan gerginlik ve ağrılar kişinin yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir.
Güçsüz olan kaslarımızın bizi karşılaştırabileceği tüm bu olası durumları en aza indirmek için yapılması gereken tek şey ise basit bazı egzersizleri günlük hayatımızın bir parçası haline getirmek, koşuşturma içinde geçen koca bir günün sadece 15–20 dakikasını kendimize, vücudumuza ayırmaktan başka bir şey değildir.
Sağlıklı olmak; sadece hasta olmamak değil; yaşamımızı sağlık anlamında maksimum kalitede yaşamak ve yaşamdan alınabilecek en fazla değeri almaktır.
Unutulmamalıdır ki sağlık adına yapılacak hiçbir şey için geç kalınmamıştır.
Özellikle büyük şehirlerde hepimiz bir koşuşturmanın içerisinde günlerimizi geçiriyoruz. Kimi zaman sevdiklerimize ya da zevklerimize vakit ayıramamaktan şikâyet ediyoruz. Peki, koşuşturmalarla geçen günlerimizde kendi sağlığımız için yeterli özeni gösteriyor muyuz? Birçoğumuz kalp sağlığımız için, tansiyon dengemiz için, sindirim sistemimiz için ya da sadece formda kalmak için yediklerimize dikkat ediyoruz veya etmeye çalışıyoruz. Peki ya bizi ayakta tutan, tüm hareketlerimizi yapmamızı sağlayan, bizi hayata dâhil eden kaslarımız ve hareket sistemimiz için ne kadar özen gösteriyoruz?
Vücudumuzda çizgili kaslar, düz kaslar ve kalp kası olmak üzere 3 tip kas vardır. İnsanın isteği dâhilinde kasılıp gevşeyen kas tipi çizgili kaslardır ki bunlara aynı zamanda “iskelet kasları” da denir. İskelet kaslarının 2 görevi vardır; Birincisi iskelet bölümlerinin hareketini sağlamak, ikincisi ise bir hareket sırasında veya vücudun belli bir durumunda bazı bölümlerin stabilitesini sağlarken diğer bölümlerini de istenilen harekete yöneltmektir. Yani fonksiyon sırasında kasların bir kısmı hareketleri sağlarken, diğer bir kısmı da stabiliteyi temin eder.
Vücut kaslarını gövde kasları ve kol-bacak (alt/üst ekstremite) kasları olarak 2’ye ayırabiliriz. Genellikle varlığını bilinçli olarak bildiğimiz, gün içinde en basit işlerde bile sürekli kullandığımız kaslarımız kol ve bacak kaslarımızdır ancak nefes alıp vermekten omurgayı dik tutmaya kadar vücudumuz için hayati önem taşıyan tüm hareketler gövde kasları tarafından yapılır.
Gövde kaslarımız göğüs, karın (ön-yan-arka), sırt, baş, boyun bölümü ve diyafram kaslarından oluşur.
Kol ve bacak kaslarımızı günün her anında bilinçli bir şekilde kullanırken, gövde kaslarımızı genellikle bir bütün hareket içinde gerektiği kadar ve çoğu zaman yanlış kullanırız. Hatta kimi kaslarımızı hiç kullanmayız. Kullanılmayan kaslar zamanla erir, güçsüzleşir, kısalır ve işlevini yitirmeye başlar. Kullanılmayan ve zayıf kalmış kaslar ise ileriki zamanlarda diğer kaslara oranla daha çabuk hasar görürler.
Kaslarımız kullanıldığı ve hareket ettiği sürece canlı kalır.
En basit örnekleme ile bir haftalık bir yatak istirahatı kas kütlesinde yaklaşık %20’lik bir kayba neden olur.
Özellikle gövde kaslarının kullanılmaması, daha doğrusu çalıştırılmaması ve güçsüz kalması sonucu karşılaşılması en muhtemel tablolar bel ve boyun fıtıklarıdır. Kaslarının güçsüz olması nedeniyle kişiler çok basit bir hareket sonucunda bile fıtık olabilirler.
Kasların zayıflığı sonucu oluşabilecek bir diğer durum ise ağrılardır. Sırt, boyun ve bel (karın arka grup) kaslarının zayıflığı sonucu oluşan gerginlik ve ağrılar kişinin yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir.
Güçsüz olan kaslarımızın bizi karşılaştırabileceği tüm bu olası durumları en aza indirmek için yapılması gereken tek şey ise basit bazı egzersizleri günlük hayatımızın bir parçası haline getirmek, koşuşturma içinde geçen koca bir günün sadece 15–20 dakikasını kendimize, vücudumuza ayırmaktan başka bir şey değildir.
Sağlıklı olmak; sadece hasta olmamak değil; yaşamımızı sağlık anlamında maksimum kalitede yaşamak ve yaşamdan alınabilecek en fazla değeri almaktır.
Unutulmamalıdır ki sağlık adına yapılacak hiçbir şey için geç kalınmamıştır.


Ulusal
Kalite Büyük Ödülü’nü kazanan Türkiye’nin ilk özel hastanesi olmanın mutluluğunu
yaşıyoruz.
Ulusal
Kalite Hareketi İyi Niyet Bildirgesi’nin imzalanması ile KadıköyŞifa,
mükemmellik yolunda kaliteli hizmet anlayışında kararlığını göstermiştir.